Bundan tam 10 sene önce 15 Ağustos 1998 tarihinde, Apple tarihinin en büyük risklerinden birini alarak tasarımı radikal bir bilgisayar olan iMac’i piyasaya sürdü. iMac’i zamanın diğer bilgisayarlarından ayıran özellik sahip olduğu teknik donanım değil, bambaşka bir tasarıma sahip olmasıydı. Apple, Classic serisinden sonra herşeyi içinde denilen (all-in-one) kompakt model bilgisayar tasarımına geri dönmüştü. Hatta iMac’in reklamlarını hatırlayanlar bilirler, ekranda Classic ekranındaki gibi “Hello” yazardı, altında da parantez içinde “again” (Tekrar). Classic’ten sonra üretilen hiç bir kompakt Apple modeli iMac kadar tutulmadı.
Peki iMac’i bu kadar özel kılan neydi? iMac’i diğer maclerden ayıran özellikler nelerdi?
iMac ilk çıktığında 15″ tüplü bir monitör, 233 Mhz bir G3 işlemci, 32 MB RAM, 4 GB harddisk, 2xUSB kapısı, bir modem ve bir CD sürücü barındırıyordu. Ancak radikal olan sahip olduğu kapılar değil, sahip olmadıklarıydı. O zamanlar eksik olması inanılmayacak olan disket sürücü bulunmuyordu, Apple’ın yıllardır kullandığı ADB kapılar yoktu, SCSI tarihe karışmış onun yerini daha bilgisayar dünyasında oldukça yeni olan USB kapıları almıştı.
iMac tek kelimeyle bilgisayar dünyasında devrim olmuştu. i harfini Internet’ten alan iMac ortalıkta kablo patırtısı yapmıyor, internete de kolayca bağlanıyordu. Hoş mavi yarı şeffaf tasarımı bilgisayar dünyasında büyük yankı uyandırdı ve benzer tasarıma sahip çevre birimleri tek tek ortaya çıktı. USB fareler, USB cd yazıcılar, USB disket sürücüler… İlk hafta içerisinde 150.000 sipariş alan Apple bir kaç ay içerisinde bir milyon defa satıldı. Bu sayede Apple batmak üzere olduğu bir dönemden kar açıklayarak çıkmayı başardı.
Bu aynı zamanda Steve Jobs’un da yerini sağlamlaştırdı. Geçici CEO olarak atandığı görevi başarıyla yerine getirdiğinde yönetim üyeleri de Jobs’tan oldukça memnun olmuşlardı. Steve Jobs NeXT sırasında edindiği tecrübeyi de Apple’a getirmiş ve bir sonraki işletim sisteminin temellerini atmıştı.
iMac tasarımda radikal olmaya devam etti. G3 modelleri daha sonra belki de en uzun ömürlü bilgisayar olan iMac DV 400 modeliyle FireWire kapıya ve DVD okuyucuya sahip oldu. Ülkemizde de oldukça başarılı olan bu modelin 5 farklı rengi bulunuyordu ve 10 GB sabit disk ile geliyordu.
iMac G4 serisi ise oldukça farklıydı, bir masa lambasını andırıyordu, yarım bir kürenin üzerinde 15″ bir LCD ekran vardı ve yine bir tasarım harikasıydı. 2002 yılında çıkan bu model 2004 yılında yerini iMac G5′lere bıraktı. iPod tasarımını andıran iMac G5 tasarımı bir sene sonra uzaktan kumandalı ve kameralı oldu. Çok kısa bir süre sonra da yerini aynı kasada Intel işlemcili iMac’lere bıraktı. Bugün piyasada bulunan 5. nesil aluminyum iMacler ise 2007 yılında tanıtıldı. 2001 yılında 5 milyon satışa ulaşan iMac şu andan itibaren senede yaklaşık bir milyon adet satılıyor.
Apple, iMac ile piyasada olmayan standartlar yaratarak bir devrim yaratmıştı. Çoğu kişi tarafından oldukça eleştirilen iMac, zamanında disket sürücüsü yok, SCSI kapısı yok diyerek aşağılandı ve saçmalık olarak nitelendirildi. Apple tarihini incelerseniz aslında bir çok yerde bu vizyonsuz saldırıların yapıldığını görürsünüz. Zira Apple aynı tartışmaları iPod ile tekrar başlattı. Çoğu kişi sadece müzik çalan bir cihaza bu kadar para vermeyi göze almaz derken Apple şu anda dünyanın en çok çalan mp3 player’ini üretiyor. iTunes ile mükemmel bir ekosistem oluşturan Apple (bu ekosistem de aşırı kapalı olduğu için eleştiriliyor) bu tartışmaların hepsini geride bıraktı.
Benzer tartışmalar geçtiğimiz Apple fuarında Macbook Air ile yine gündeme oturdu. Hallice iPod bile denilen, güç incelik oranı kurulduğunda zirveye oturan, çoğu insanın dvd ve cd ile alakası olmadığı günümüzde optik sürücü denen illetten kullanıcılarını kurtaran, ciddi anlamda oldukça şık bir tasarıma sahip olan Macbook Air de şu anda oldukça yoğun bir şekilde satılıyor. Tabiki bir iMac veya iPod gibi bir ürün olmadığı, çok küçük bir hedef kitlesi olduğu aşikar ancak optik sürücüden kurtulmak bile büyük bir cesaret olsa gerek.
Apple iMac’leri bir daha ne zaman günceller bilemiyorum, ancak şimdiye kadar çıkarttığı tüm iMac’ler birer tasarım harikası. İnsanın odasında kapalı durduğunda bile göz zevki olarak tatmin eden iMac’ler şu anda Leopard ile geliyor ve Avrupa’da 999 Avro’ya alınabiliyor.

Cem Mergenci 18 Ağustos 2008 - 10:10 tarihinde demiş ki:
Cok guzel bir yazi olmus elinize saglik. MacBook Air’da optik surucu olmamasina katiliyor, ethernet olmamasini kiniyorum : )
Buğra Henden 19 Ağustos 2008 - 10:15 tarihinde demiş ki:
Ethernet ve Firewire en büyük eksiklikleri evet, ama gercekten bu cihazi alan kesimini ona da ihtiyaci yok. O kadar yabanci forum takip ediyorum, ne bicim alet bu, bir sürü kapisi eksik, ihtiyacim olmaz diye düsünüyordum ama cok lazim oldu, diyene rastlamadim.
En azindan bir multi port veya dock güzel olurdu…
Ozgur Albayrak 19 Ağustos 2008 - 13:21 tarihinde demiş ki:
Firewire değil de Ethernet ve biraz daha USB kapısı şart.
Buğra Henden 19 Ağustos 2008 - 14:14 tarihinde demiş ki:
iste kisiye göre degisiyor demekki ihtiyaclar.. firewire diski baglama imkani yok. ancak usb ile ethernet dönüstürücü yapilabiliyor. tamam bir tane olan kapi dolmus oluyor ancak alternatifi var. firewire’in ise yok
Ozgur Albayrak 19 Ağustos 2008 - 15:05 tarihinde demiş ki:
En onemlisi gereksinim ise pilin degistirilebilir olmasi. Cunku ulkemizde ve dunyada butun laptop kullanicilari, ya da yalan olmasin %99.99′u laptoplarini alir almaz pili bi takip cikarirlar ariza var mi, elektronlar yerinde mi diye. Yedek pil tasimayan laptop kullanicisi ise ben gormedim. Hatta askerde muhabere bolumundekiler bizim silah sokup takmamiz gibi laptop pili cikarip takarlardi……
Bir dakika yahu, iMac konusu nerden geldi MacBook Air’e
Buğra Henden 19 Ağustos 2008 - 15:09 tarihinde demiş ki:
Cünkü macbook air de imac gibi radikal kararlar alarak tasarlanmis bir bilgisayar. dönmeyen hic bir parca icermeyen bir cihazdan bahsediyoruz…
her ne kadar bazi akli evveller hallice ipod dese de…
Ozgur Albayrak 19 Ağustos 2008 - 17:49 tarihinde demiş ki:
Donmeyen mi donen mi?
Buğra Henden 20 Ağustos 2008 - 00:05 tarihinde demiş ki:
dönen tabiki. dönen hiç bir parça içermeyen….